Ülserin Cerrahi ile Tedavisi :

Şu durumlarda cerrahi tedavi düşünülür.
• İlaç tedavisine cevap alınamaması
• Tedaviye rağmen ülserin iyileşmemesi
• Ülserin darlığa yol açması
• Ülserin kanaması
• Kanser şüphesi

Mide Kanseri Tedavisi :

Mide kanserinin tedavisinde cerrahi en önemli adımdır. Sadece tümörün çıkarılmasına gastrektomi adı verilir. Mide bazen tamamen (total gastrektomi olarak adlandırılır), bazen kısmen (subtotal gastrektomi olarak adlandırılır) çıkarılır. Sadece midenin çıkarılması yetersiz bir cerrahidir. Amaç tümörün kaynaklandığı mide bölümünü ve  yayılma ihtimali olduğu lenf nodlarını birlikte çıkarmaktır.
Midenin tamamen çıkarıldığı durumlarda ince bağırsak yemek borusuna bağlanır. Hastalar genellikle  beslenme sorunu olmadan yaşamlarını sürdürebilirler.
İlerlemiş mide kanserinde kemoterapi ve radyoterapi uygulanabilir.

Sıkça sorulan Sorular

Mide nedir ve ne işe yarar?

Mide dişlerimiz aracılığı ile parçalayıp yuttuğumuz gıdaların toplanma yeridir. Mide biri yemek borusundan sonra diğeri ise temel olarak 5 bölümden oluşur:
1- Kardia: Midenin yemek borusu ile birleştiği
2- Fundus: Midenin balon gibi genişleyen en ince duvar yapısına sahip kısmıdır.
3- Korpus: Midenin ana gövdesidir.
4- Antrum: Mide duvarının en kalın yeri olup mide çıkışına yakın kısımdır
5- Pylor halkası: Mide ile incebağısağın ilk giriş yeri arasındaki bir yuvarlak kas olup kapak işlevi görür. Bu kapak sıvıların geçişine her zaman izin veren ancak ince bağırsağa uygun hale gelmeyen katı gıdaların geçşine izin vermeyen bir özelliğe sahiptir.
Mide Fonksiyonu:
iç yüzeyinde bulunan hücrelerin salgıladığı mukus, assit, pepsinojen salgıları ve midenin karıştırıcı dalgaları sayesinde gıdalar tıpkı bir beton mikseri gibi kuma katılmış çimentonun suyla karıştırılıp uygun kıvama getirilmesine benzer. Midenin ana fonksiyonu çok miktarda yenen gıdalar için ilk depo alanı olma yanı sıra asıl görevi tıpkı bu beton mikseri gibi yiyecekleri mide salgısı ile karışıtırıp bir bulamaç haline getirmektir. Uygun bulamaç haline gelen gıdalar artık mideyi terkedip ince bağırsağa girmeye hazır duruma gelmiş olurlar. Gıdaların İnce bağırsağa girişi midenin itici hareketi sayesinde mümkündür.

Midenin birde yemek borusundan sonra özofagus alt sfinkteri dediğimiz bir kapak yapısı vardır. Bu tek yönlü bir valv gibi çalışır. Yiyeceklerin yemek borusundan mideye girişine kolaylık sağlayan bu valv mideye giren yiyeceklerin ise yemek borusuna geri kaçmasına kolay kolay izin vermez. Bu aslında yemek borumuzu mide asidinden koruyan bir mekanizma olup bozukluğu durumunda reflü dediğimiz hastalık durumu meydana gelir.

Mide hastalıklarının teşhisi için kullanılan testler:

1- Endoskopi:

Endoskopi kelime olarak içini görmek anlamına gelir. Bu yöntemde  ucunda kamera ve ışık olan uzun ince bir  hortum şeklindeki bir sistem kullanılır. Görüntülenmek istenen bölüme göre yöntem adlandırılır. Örneğin yöntem mide için gastroskopi, kalın bağırsak için kolonoskopi olarak adlandırılır. Bu sayede yemek borusu, mide ve mideden sonraki  ince bağırsak kısmı hem kolaylıkla incelenmekte hem  gerekirse teşhis için biopsiler alınmakta hem de gerektiğinde tedavi yapılmaktadır. Eskiden tedavi ile durdurulamayan mide ülseri kanaması durumunda ameliyat kaçınılmaz iken günümüzde ise endoskopik tedaviler sayesinde  ameliyat neredeyse ortadan kalkmıştır.

2- Baryumlu özofagus mide grafileri.

Endoskopi uygulama yapılmadan önce standart görüntüleme yöntemi iken gönümüzde özellikle fonksiyonel hastalıkların teşhisi için kullanılmaktadır

3- Bilgisayarlı Tomografi.

4- Endo Ultrasonografi

Gastrit ne demektir?

Gastrit;  midenin iç yüzeyinin (mukoza olarak adlandırılır) hasara uğraması ,iltihaplanması anlamına gelir. Gastritler temek olarak akut ve kronik  gastrit olmak üzere ikiye ayrılır.

Akut Gastrit:
Aniden meydana gelen gastrit anlamına gelir.

a) Enfeksiyonlara bağlı gelişebilir ( Bakteri, virüs, parazit, mantar gibi)

b) Eroziv gastrit: Genellikle strese ve non-steroid ağrı kesicilere bağlı gelişir. Bazen şiddetli kanamalara yol açabilir. Çoğunlukla ilaç tedavisine cevap vermesine rağmen bazen  kanma kontrol edilemez ise midenin tamamını çıkarmak gerekebilir

Kronik Gastrit:
Neden genellikle  Helicobacteri Pylory (H.P) dediğimiz mide ortamını tercih edip midede yaşayıp çoğalan bir basil türüdür.

Mide ülseri nedir ve niçin olur?

Ülser kelime olarak yara anlamına gelen bir sözcük olup çağrıştırdığı ilk anlam mide ile ilgili bir hastağı düşündürmesidir. Ülser hastalığının ilk belirtisi bazen ağrı, bazen şişkinlik bazen huzursuzluk, bazen kanama ve bazen delinmeye bağlı çok şiddetli karın ağrısı olabilmektedir.
Ülser gastritten farklı olarak midenin yüzeyel tabakası olan mukozayı aşıp submukoza dediğimiz kısma doğru derinleşmesidir.
Ülserlerin % 90 ı bulbus denilen mide çıkışının hemen sonraki kısmı olan onikiparmak bağırsağının başlangıcında oluşur. % 10 ise mide içinde görülür. Onikiparmak bağırsağının başlangıç kısmında oluşan ülserin asıl sebebi midenin fazla asit salgılayıp yine mide içinde pepsinojen denilen enzimi aktifleştirip pepsin haline getirmesidir.
Pepsin proteinlerin parçalanmasına yardımcı olur. Fazla pepsinin onikiparmak bağırsağının başlangıç kısmında ülser oluşumuna yol açmasının asıl nedeni ise bu bölümdeki mukozanın aşırı pepsine karşı koyamayıp zarar görmesidir. Bu duruma peptik ülser hastalığıda denir.
Midede ülserin oluşumundaki neden ise fazla asit ve pepsinden çok mide mukozasının direncinin zayıflamasıdır.
Mide ülseri daha çok tokken hissedilmesine rağmen oniki parmak ülserleri ise daha çok açken ağrıya neden olur.
Ülser oluşumuna neden olan diğer nedenler ise mide motilitesi dediğimiz hareketinde ki azalma, H.Pylori enfeksiyonu, sigara ve non-steroid antienflamuar ilaçlar sayılabilir.

Halk arasında mide mikrobu olarak bulunan bakterinin bilimsel ismi Helicobacter Pylori olarak adlandırılır.
1984 yılında varlığı ispatlanan ve gastrit ve ülsere neden olduğu gösterilen gram(-) bir bakteridir. Pekçok enzimi olmakla beraber en etkilisi Üreaz olup üreyi ayrıştırıp amonyak ve karbondioksit ortaya çıkarır. Bakteri mide asidinden işte bu enzim sayesinde korunur. H.P ürettiği amonyak ile mide asidini alkali hale getirip kendi için yaşamaya elvirişli ortam sağlar. Hp daha çok ağız yolu ile kişiden kişiye bulaşır. Bakteri toplumun neredeyse % 70-80 ninde görülür.

H.P bakterisi duodenum ülseri olarak adlandırılan onikiparmak bağırsağının başlangıç kısmında oluşan ülserlerin %95 inde, mide ülserlerinin ise %80 ninde pozitiftir.
H.P mide lenfoması ve Mide kanserinede yol açmaktadır.
H.P Mide lenfomalarının %80-98 oranında pozitiftir.

Mide mikrobu olarak adlandırılan H.P toplumun çok geniş bir kısmında pozitif olmasına rağmen herhangi bir hastalık belirtisine yol açmazlar.
Dolayısı ile H.P tedavisi daha çok aşağıdaki durumlarda önerilir;
• Duodenum yada mide ülseri olanlar
• Mide lenfoması (MALT) olanlar
• Yakın akrabada(anne,baba, kardeş) mide kanseri olanlar
• Atrofik gastrit hastalığı olanlar

H.P nasıl teşhis edilir:

• Endoskopi esnasında mideden alınan doku parçasında (biopsi parçası) bakterinin görülmesi: HP teşhisi için altın standart olmakla beraber vakit aldığı için az kullanılır.
• Endoskopik Biopside Üreaz Testi: Güvenilir bir testtir.
• Solunum Testi
• Dışkı Testi: Dışkıda HP antijenine bakılır. En ucuz ve en pratik yöntemdir.

Tanı için on üç testi kullanan kişilerin proton pompa inhibitörlerini(mide koruyucular) en az 2, antibiyotikleri ise en az 4 hafta önce almamış olmalıdırlar. Aksi halde yanlış negatif sonuç olasılığı ortaya çıkar.
H.P nasıl tedavi edilir:

Antibiyotik ve Proton pompa inhibitörleri (mide koruyucu hapları) ile tedavi yapılır. En etkili antibiyotikler Amoksisilin, Klaritromisin, ve Metronidazoldur.Klaritromisin + Amoksisilin + Proton pompa inhibitörü ile yapılan 7 günlük tedavi ile hastaların %90’ında bakteri yok olur.
Antibiyotiklerin yanında mide asidini azaltıcı ilaçların verilmesinin asıl amacı antibiyotik etkinliğinin midenin asit ortamında azalması durumudur.

Ülserin ilaç ile tedavisi?

Ülserin en önemli nedeni olan H.P bakterisi bilinmeden ve mide asit azaltıcı ilaçlar keşfedilmeden önce ülserin en etkili tedavisi ameliyat idi.
Günümüzde ise ülserin tedavisinde ilk basamak tedavi medikal yani ilaç başarı elde edilemeyen durumda ise cerrahidir.

İlaç ile Tedavisi:
ilaçlar etki mekanizmalarına göre ikiye ayrılır:

1- Mide asidini düşürerek etki edenler:
Bu grup içinde antiasidler, H2 reseptör blokerleri, proton pompa inhibitörleri sayılır.
Antiasidler;
Başlıcaları aleminyum ve magnezyum bileşikleridir. Mide içine salgılanmış olan asidi seyreltirler. Asid salgısı sürekli olduğundan etkili bir seyreltme için günde 6-8 kez kullanılmalıdır. En sık görülen yan etkileri ishaldir.

H2 reseptör blokerleri;
Yalnızca histamin tarafından uyarılan asit salgısını durdururlar. Etkileri zayıftır. Zira histamin uyarısı toplam asid salgısının sadece %15’I oluşur. Ancak yan etki potansiyelleri de oldukça düşüktür.

Proton Pompa İnhibitörleri (PPI):
Mide asit uyarımına neden olan histamin, vagus, gastrin gibi her üç faktörün etkinliğinide parietal hücre düzeyinde üretilen asidin salgılanması için çalışan pompayı etkisiz hale getirir. İlaçlar proton pompası olarak adlandırılan bu pompayı 24 saat bloke ederek asid salgısını %95 düzeyinde azaltırlar. Lansoprazol, pantoprazol, repeprazol başlıcalarıdır. Günde 20-40mg’lık tek doz yeterlidir.

2- Mide iç yüzey yapısını koruyanlar:
Bu grup içinde; Sukralfat, bizmut bileşikleri ve prostaglandin benzerleri bulunur.

Sukralfat:
Mide iç yüzeyinde bir tabaka oluşturarak mide asidine etki etmeden mide yüzeyini asitten korurlar. Yan etkileri çok az olduğu için gebelerde dahi güvenle kullanılır.

Bizmut Tuzları:
Sukralfat gibi etki göstermelerinin yanında HP’nin çoğalmasını da azaltıkları için son yıllarda önemleri artmıştır.

Protoglandin Benzeri olanlar:
Midenin hem kan akımını hemde mide mukozasından daha çok bikarbonat ve müküs salgılanmasını uyarırlar. Ticari olarak Cytotec adı ile bulunmaktadır.

Ülserin Cerrahi ile Tedavisi:

Şu durumlarda cerrahi tedavi düşünülür.
• İlaç tedavisine cevap alınamaması
• Tedaviye rağmen ülserin iyileşmemesi
• Ülserin darlığa yol açması
• Ülserin kanaması
• Kanser şüphesi

Duodenal (onikiparmak bağırsağı) peptik ülser için:
1- Distal Gastrektomi:
Bu ameliyat ile midenin duodenumun başlangıç kısmı çıkarılır. Hastalığın tekrarlama oranı %5 kadardır.
2- Vagotomi +/- Pyloroplasti:
Asid-peptik salgı önlenmiş olur. Hastalığın tekrarlama oranı %5’dir.

3- Distal Gastrektomi + Vagotomi
Hastalığın tekraralama oranı %1-2.
Mide peptik ülserinin tedavisi:
– Öncelikle mide ülserlerinde kanser oranı yüksek olduğu için öncelikle bu ayırım yapılıp ameliyat buna göre planlanmalıdır.
Midenin çıkışına yakın olan ülserler için (distal yerleşimli ) mide kısmen olarak (subtotal gastrektomi) Yemek borusuna yakın (proksimal yerleşimli) ülserlerde ise midenin tamamı çıkarılır ( total gastrektomi).
– Etyolojide hiperasiditenin rolü olmadığından vagotomiye gerek yoktur. Ancak eğer duodenumda da ülser varsa (tip-2 ve 3) vagotomi eklenmelidir.
Ülsere bağlı meydana gelen kanamalar ve tedavisi:

Mide kanaması olarakta bilinir.Hasta bazen kan kustuğu gibi bazende çok küçük sızıntılar ile kan kaybedildiği için kan kusulmayabilir. Ancak siyah renkli ishal tipiktir. Bu durum melena olarak bilinir. Yaklaşık ince bağısak sistemine giren 50cc kan bile melanaya neden olur.
Kanama şüphesi olan hastalar hastaneye yatırılarak izlenmelidirler. Kan oranı düşük olanlara kan nakli yapılmalıdır. Uygun olan en kısa zamanda hastalara endoskopi işlemi uygulanmalıdır.
Endoskopi ile hem yemek borusu hem mide,hem oniki parmak bağırsağı incelenmiş olur. Bu sayede hem kanamanın neden olduğu ülser görülebileceği hem de kanamayı durduracak endoskopik girişim imkanı sağlanmış olur. Gelişmiş endoskopik girişimler sayesinde günümüzde cerrahi müdahaleler yok denecek kadar azalmıştır.

Ülsere bağlı mide delinmesi ve tedavisi:

Son yıllarda kullanılan mide koruyucular (proton pompa inhibitörleri) ve H.P nin tedavisi nedeniyle delinme nadir olmakla beraber oniki parmak bağırsağı denilen bulbus yerleşimli ülserler yine de delinmeye neden olabilir. Bu duruma Peptik Ülser Perforasyonu (PÜP) de denir. Hastada ani gelişen karın ağrısı ve tahta gibi sert karın belirtileri görülür. Hastalar ağrı yüzünden iki büklüm olurlar. Ayakta dururken çekilen bir karın röntgeninde karın içinde serbest havanın varlığı teşhis için tipiktir. Böyle bir hastaya bekletilmeden uygun cerrahi işlem yapılmalıdır. Ameliyat açık olduğu gibi laparaskopik yöntem ile de yapılabilir. Peptik ülser nedeniyle yapılan ameliyat ‘’Graham prosedürü’’ olarak ta adlandırılır.

Ülsere bağlı darlık durumu (Pylor Stenozu) ve tedavisi:

Ülsere bağlı darlık tıbbi adı ile Pylor stenozu midenin çıkış kapısı olarak adlandırılan pylor valvi düzeyinde tekrar eden ve iyileşen ülserlerin neden olduğu nedbe dokularının mide içine giren gıdaların geçemeyeceği kadar daralması durumudur. Bu hastalar çok yemek yiyebildikleri halde yedikleri besinlerler ince bağırsağa geçemeyeceği için kusamk zorunda kalırlar. Zamanla su bile içinde kusana hastalarda hızla kilo kaybı ve düşkünlük yaşanır.
Pylor stenozu iki şekilde karşımıza çıkabilir

1- Yalancı darlık (Fonksiyonel neden) : Genellikle ülserin yol açtığı kas spazmı nedeniyle görülür. Endoskopi ile bu darlıktan kolayca geçilmesi tipiktir. İlaç tedavisisine yanıt yüksektir.

2- Gerçek Darlık (Organik neden): Peptik ülserin kronikleşmesine bağlı nedbe oluşumu ile meydana gelen darlıktır. Endoskopi sırasında endoskop darlıktan geçirilemez. Tedavi cerrahidir. Uygulanan cerrahi yöntem ‘’Dragsted Prosedürü(Bilateral Trunkal vagotomy + Pyloroplasti) ’’ olarak bilinir. Bu prosedürde midenin asit salınımını kontrol eden her iki vagus siniri kesilir ve darlık cerrhi olarak açılır.

Alkalen reflü gastrit nedir ve nasıl tedavi edilir?

Onikiparmağa akan safra ve pankreas sıvılarının mideye kaçıp mide içindeki mukozaya zarar vermesi durumudur.
En sık neden mide ameliyatları sonucu pylorun zarar görmesi yada pylorun ortadan kalktığı ameliyat girişimleri sayılabilir. Örneğin obezite cerrahisi için kullanılan mini-gastrik bypass yönteminde pylor devre dışı kalmakta ve oluşturulan yeni mideye ince bağırsaktan gelen safra ve pancreas sıvıları uğrayıp öyle geçerler. Bazen pylor halkası normal olmasına rağmen fonksiyonu bozuk olduğu için safra mideye kaçabilir. Ayrıca pylor halkası yapısını bozan peptik ülserler, safra kesesi taşı, ve safrakesesi ameliyatlarıda önemli nedenler arasında sayılır.
Teşhis:
Endoskopik incelemede sadece midede safranın görülmesi yetmez. Ayrıca mide antrumdan alınan biopsilerde intestinal metaplazi yada kronik non-peptik gastritin gösterilmesi gerekir.
Tedavi:
İlaç ile;
Alkalen reflü için kesin bir ilaç tedavisi olmamakla birlikte Kolestiramin, ursodeoksikolik asid ve sukrolfalt en sık kullanılan ilaçlardır.
Kolestiramin safra asidlerine bağlar.
Ursodeoksikolik asid; safra asidlerinin miktarını azaltarak ve miçel oluşturup onları yeniden tutarak safranın mide mukozası ile daha çok temas etmesine engel olur.
Sukralfat ise mukozay koruyarak semptomatik iyileşme sağlayabilir.
Cerrahi ile;
Alkalen reflü gastrit hastalığının kesin tedavisi Roux- en- y tipi gastroenterestomi ameliyatıdır. Bu şekilde yapılan ameliyat ile safra asla mideye ulaşamaz.

Mide ülserinin kanser riski var mıdır?

Bu durum ülserin midede yerleştiği yere göre değişir. Her zaman yüksek asit durumu ile ilişkili onikiparmak bağırsağı kısmında oluşan ülserler kanser riski taşımazken hem yüksek asit hem de düşük asit düzeylerinde bile mide içinde yerleşen ülserler ise kanser riski taşıyabilir. Mide içinde saptanan ülser

Mide kanseri nedir?

Mide kanseri ya %90-95 oranında midenin mukoza diye adlandırılan salgı salgılama fonksiyonu olan hücrelerinden kaynaklanan ya da %5-10 oranında midenin kas tabakasından köken alan hücrelerinden kaynaklanan bir kanser türüdür. Mide kanseri tüm kanserler içinde 4. sırada yer almaktadır. Yaş ile birlikte görülme sıklığı artar. Erkeklerde kadınlara göre daha sık görülür. Mide kanseri en sık uzak doğuda ve sosyoekonomik düzeyi düşük olan toplumlarda görülür.

Mide kanseri riskini arttıran nedenler?

Beslenme:
Mide kanseri için en çok araştırılan risk faktörüdür. Nitrit ve nitroz amin ile ilişkili bir durumdur. Genelikle çok tuzlu ve salamura yiyecek tüketimi  midede nitrosamin düzeyini artırıp mide kanseri riskini artırabilir. Aynı zamanda çok yüksek ısılarda pişen et ve cucuk salam, sosis gibi koruyucu olarak nitrit eklenen  besinlerden nitrozmaninler oluşarak mide kanseri için risk oluşturmaktadır. Aynı şekilde et ve et türü besinlerin ateşte ızgara yüntemi ile pişirilmesi  bu besinlerin duman  temas ederek kansere eğilimi artırmaktadır.

Sigara :
Diğer kanser türleri gibi mide kanseri de sigara ve alkol alışkanlığı olanlarda daha yüksek görülür. Sigara kullananlarda mide kanseri oranı yaklaşık 5

Cinsiyet:
Erkeklerde kadınlara göre iki kat daha sık görülür

Irk:
Uzak doğu ve  afrika ülkelerinde daha sık görülür

Yaş:
Mide kanseri %95 oranında 55 yaş üzerinde görülür

Mide mikrobu ( Helicobacter Pylori):
H.Pylori  bakteri pozitif  olanlarda midenin alt bölümlerinde  kansere yakalanma olasılığını yaklaşık 6 kat artırdığı bildirilmektedir.

Diğer nedenler:
Kan grubu A olanların mide kanserine yakalanma oranları daha yüksektir. Ailesinde mide kanseri hikayesi olanların mide kanserine yakalanma olasılığı artmaktadır. Mide ameliyatı geçirmiş olanlar da risk artmaktadır. Mideye sürekli safranın kaçması durumu mide kanseri olasılığını arttırmaktadır.

Mide kanseri riski nasıl azaltılır?
Sigara ve alkol kullanmak, taze meyve ve sebze tüketimini arttırmak, lifli besinlerin tüketimini arttırmak, özellikle kırmızı et tüketimini azaltmak, çok tuzlu ve salamura yiyeceklerden uzaklaşmak, tütsülenmiş yiyeceklerin tüketimini azaltmak, gerekmedikçe  mide asidini azaltan ilaçları kullanmamak mide kanserine yakalanma olasılığını azaltabilir.

Mide kanseri belirtileri nelerdir?

Mide içi boş ve oldukça genişleyebilen bir organ olduğu için sinsi ilerleyen bir hastalıktır. Geç dönemlere kadar hiçbir belirti olmayabilir. İlerlemiş dönemlerde kilo kaybı , karın ağrısı, halsizlik, bitkinlik, iştahsızlık görülebilir. Çok ilerlemiş dönemlerde karında assit oluşumuna bağlı şişkinlik ve bazı bölgelerde lenf bezeleri görülebilir.

Mide kanseri nasıl teşhis edilir?

Mide kanseri için altın standart tanı yöntemi üst gastrointestinal sistemin endoskopik görüntülenmesidir. Bu sayede midenin iç yapısı net görülür ve biyopsi alınabilir. Mide kanserlerinin yaklaşık % 95 i bu yöntem ile tanınabilir. Tanı koyulduktan sonra kanserinin hangi evrede olduğunu anlamak için invaziv olmayan ultrasonografi, endo ultrasonografi, tomografi, Mr ve PET gibi görüntüleme yöntemleri kullanılmaktadır. Tanısal laparaskopi mide kanseri evrelemesinde kullanılan invaziv bir yöntemdir.

Mide kanserinin evreleri :

Diğer kanser türlerinde olduğu gibi mide kanserinin de hangi evrede olduğunun bilinmesi yapılacak tedavinin planlanması ve takibi için oldukça önemlidir.
Doğru bir evreleme için öncelikle midedeki tümörün ve lenf nodlarının tanımı yapılır. Bunun için kullanılan sistem TNM sınıflaması olarak adlandırılır.

TNM Sınıflaması:
T1: Kanser mide mukozası içinde
T2 : Kanser muskolaris mukoza içinde
T3: Kanser halen mideyi saran seroza diye adlandırılan kılıfın içinde
T4: serozayı aşıp çevredeki dokulara yayılmış
N1: Tömür çevresinde lenf bezlerine yayılma mevcut

N2: Tömür bölgesinin dışındaki lenf bezlerine de yayılma var
M1: Uzak metastaz var
Mide kanserinin evreleri:

Evre 0: Kanser midenin sadece iç tabakasında bulunur.

Evre I: İki olasılık vardır.
• Tümör submukoza tabakasına kadar yayılmış ve 6’ya kadar lenf bezinde kanser bulunabilir.
• Tümör sadece kas tabakası veya subserozaya yayılmış lenf bezlerine veya diğer organlara yayılmamıştır.

Evre II: Üç olasılık vardır
• Tümör sadece submukozadadır ve kanser 7-15 lenf bezine yayılmıştır.
• Tümör kas tabakası veya subserozaya yayılmış ve kanser 1-6 lenf bezine yayılmıştır.
• Tümör midenin dış tabakasını aşmıştır ve kanser lenf bezlerine veya diğer organlara yayılmamıştır.

Evre III: Üç olasılık vardır
• Tümör kas tabakası veya subserozaya yayılmış ve kanser 7-15 lenf bezinde bulunmaktadır.
• Tümör midenin dış tabakasını aşmıştır ve kanser 1-15 lenf bezine yayılmıştır.
• Tümör karaciğer veya dalak gibi komşu organlara yayılmış ancak kanser lenf bezlerine veya uzak organlara yayılmamıştır.

Evre IV: Üç olasılık vardır

• Kanser 15’den fazla lenf bezine yayılmıştır.
• Tümör hem çevre organlara hem de en az 1 lenf bezine yayılmıştır.
• Kanser uzak organlara sıçramıştır.

Mide kanserinin tedavisi nasıl yapılır?

Mide kanserinin tedavisinde cerrahi en önemli adımdır. Sadece tümörün çıkarılmasına gastrektomi adı verilir. Mide bazen tamamen (total gastrektomi olarak adlandırılır), bazen kısmen (subtotal gastrektomi olarak adlandırılır) çıkarılır. Sadece midenin çıkarılması yetersiz bir cerrahidir. Amaç tümörün kaynaklandığı mide bölümünü ve  yayılma ihtimali olduğu lenf nodlarını birlikte çıkarmaktır.
Midenin tamamen çıkarıldığı durumlarda ince bağırsak yemek borusuna bağlanır. Hastalar genellikle  beslenme sorunu olmadan yaşamlarını sürdürebilirler.
İlerlemiş mide kanserinde kemoterapi ve radyoterapi uygulanabilir.
Mide kanseri cerrahisinde çıkarılacak lenf nodları mideden uzaklığa göre  4 seviyede incelenir.

Seviye1: Perigastrik (hemen midenin etrafındaki) lenf nodları olarak bilinir ve dörde ayrılır.

  • Mide büyük kurvatur tarafı
  • Mide küçük kurvatur tarafı
  • Hepatik grup
  • Splenik Grup

 

Seviye2: Mide çevresindeki önemli damarsal yapıların lenf nodları. 4 gruptur.

  • Çöliyak turunkus
  • Gastrika sinistra arteri
  • Hepatik arter
  • Splenik Arter

 

Seviye3: Mide çevresine yakın  organların lenf nodları

  • Hepato-duodenal ligament
  • Retropankreatik
  • Arteria  mezenterika  süperior
  • Arteria  kolika media
  • Splenik hilus

 

Seviye4:

  • Paraaortik lenf nodları

 

Yapılan lenf nodu diseksiyonunun tanımlanması:
D1 Lenf diseksiyonu: Uygun mide rezeksiyonu ve Seviye 1 lenf grupları

D2 Lenf diseksiyonu: Uygun mide rezeksiyonu ve Seviye 1+2 lenf grupları

D3 Lenf diseksiyonu: Uygun mide rezeksiyonu ve Seviye 1+2+3 lenf grupları

D4 Lenf diseksiyonu: Uygun mide rezeksiyonu ve Seviye 1 +2+3+4 lenf grupları

Evre 1  hastalara her zaman uygun cerrahi yapılmalıdır. Eğer patolojik lenf nodları yok ise endoskopik yötem ile tümör çıkarılabilir. Endoskopik mukozal rezeksiyon (EMR) ve endoskopik submukozal diseksiyon (ESD) uygulanabilir.

Evre 2 hastalar için de en uygun tedavi cerrahidir.

Evre 3 hastalar için ise tümör tıkanıklığa neden olmuş ya da kanıyor ise uygun tedavi cerrahidir. Bu durum olmadığı zaman   bazı cerrahlar  ameliyat öncesi kemoterapi uygulayıp (neoadjuvan kemoterapi)  kemoterapiden  3 ay sonra görüntülemelerden sonra uygun cerrahi uygulanır.

Evre 4 hastalar da ise hastalık başka organlara yayıldığı için ilk tedavi seçeneği kemoterapidir. Hastanın kemoterapiye vereceği yanıta göre bazen cerrahide yapılabilir.

Japonya’da  mide kanseri endemik bir sorun olduğu için mide kanseri cerrahisi ile ilgili en önemli  çalışmalar Japonya kaynaklıdır. Japonlar tarama programları sayesinde mide kanserini çok daha erken evrede teşhis edebilmektedirler. Japonlar agresif cerrahiden yana iken Avrupa ve Amerika  ekolü non-agresif cerrahiyi tercih etmektedir bazen lenf nodlarına dokunmamaktadırlar. Beş yıllık yaşam sürelerine bakılınca Japonların uyguladığı agresif cerrahinin daha avantajlı olduğu anlaşılmaktadır.

Avrupa ve Amerika sonuçları (Türkiye’ninde içinde bulunduğu grup):

Evre1: %50, Evre2: %30, Evre3: %13, Evre4: %3

Japonya sonuçları:

Evre1: %90, Evre2: %70, Evre3: %44, Evre4: %9

Doç.Dr.Feyzullah Ersöz’e Sorun !

[contact-form-7 404 "Not Found"]